|
Maviyle yeşilin arasında ak badanalı evleriyle YAKAMOZ lara gülümseyen sokaklarıyla bir kentti. İhsan Bey Sineması`nın perdesinden dağılan ışık, gençlerin tiyatro oyunlarına yansırdı. Petrol lambası aydınlığında büyüyen gölgeler, bir Kuvayi Milliyeci kararlılığına dönüşürdü.
19 Eylül 1924 Ordu`nun en mutlu günüydü. Henüz bir yıllık Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa onurlandırmıştı çünkü.
Bir zamanlar bir Ordu vardı. Garipoğlu İsmail Hakkı Bey'in karanlığa vuran ışık gibi 1919'da kurtuluşu muştulayan Güneş gazetesi, elden ele dolaşan bir ateşti. Sekiz yıl sonra Türkiye'nin ilk köy gazetesi de yine Ordu'da yayımlanacaktı.
Bir zamanlar bir Ordu vardı. Tabyabaşı'nda üç kız yan yanaydı. Düzmahalle içinde çırasını çakamazdı aşıklar. Çambaşı'nda coşkun ırmaklara, buğulu çamlara ulaşırdı türküler. Dağdan dağa, çağlayandan çağlayana akardı sevdalı sesler. Oradan sahile vurur, yakamozlu yaz gecelerinde Halkevi Ar Kolu'nun konseri olurdu yanık sevdalar.
Tiyatro ve sinema salonları hıncahınç dolardı. Mayıs ayında "Yine yeşerdi fındık dalları" türküsüyle şenlenen dağ yamaçları, ağustosla birlikte hüzünlü ayrılıklara evsahipliği yapardı. Yeni buluşma mayıs yedisi'nde, hıdrellezde, derlerdi. Yedi dalgadan geçerlerdi.
Mavnalar yatardı kumlukta. Gençler mavnaların yanında tenis oynarlar, güneşe verirlerdi yelkenlerini.
Bir zamanlar bir Ordu vardı. Şimdi bir dağ yeşili ve bir deniz laciverdi kaldı tüm bunlardan; yıllar öncesinin İnkılabı İçtimai Klübü'nden, sessiz filmlerin İhsan Bey Sineması'ndan, ilk köy gazetesinin inançlı sayfalarından, tiyatro salonlarının büyülü karanlığından Tabyabaşı'nın akşamlarından süzülüp gelen tüm güzellikler bir su gibi aktı; bir kaç fotoğraf kaldı geriye, bir kaç anı, bir kaç suret...
[/color][/color][/b]<br><br>İletiyi düzenleyen: yakamoz52, de: 18/09/2006 21:20
|