SEN Önce bir rüzgar olup girdin penceremden içeri.Kah esip üşüttün,
kah çok ısıttın.Hep eksilttin benden bir şeyleri;hiç kararında gelmedin yanıma...
Hiç...Bazen bir damla tuzlu su olup aktın gözlerimden;bazense gülücüklere boğdun beni.
Bazı sabah kalktım da kendime baktım aynada,olmayan gamzelerimi çıkarmaya
çalıştım.Sonra güldüm kendime...Aslında sen hayatımda olduğundan beri daha çok bakar oldum aynaya....
Bestelenmeyi bekleyen bir dizi söz yığını oldun içimde.Her geçen gün birikiyosun.Gerçi,sen kağıt biriktirip beni tüketiyorsun.Bense hep çalmaya çalışıyorum senden bir şeyleri...
Önüme alıp da en çok sevdiğim oyuncağımı,saatlerce bakıp,onu büyütmek,hareket ettirmek istiyorum,hayallerimde...
Kuru bir yaprak olsaydın sen.Hani sonbahar için sararıp düşmeye hazırlanan bir yaprak;
tam benden tarafa geçerken düşsen avuçlarıma;ufalsam,toz olup savursam toprağa...
Sonra ,sonra bir kır çiçeği olsan;saçlarıma takıp dolaşsam seninle.savursam,dağıtsam kokunu her yere...
Dönüp de bakamıyorum yazdıklarıma,artık portakal suyunu bile yüzümü ekşiterek içiyorum.
Duru bir su gibi olsan,bir çiçek üzerindeki bir damla su gibi saf olsan.Ve sen,evet sen berrak olsan,güneşin parıltısıyla buhar olup uçuşsan.Ama hep kalsan donatsan etrafımı...
Bir şiir vardı,okuyup da anlayamadığım,bakıp da donakaldığım.Şimdi anlıyorum.Şimdi seyrediyorum.Hiç anlatamadın sen,hep ben anladım.Çünkü sevdim.Sevdim kendimle yalnızken yazmayı,sayfaları kirletmeyi.Üşüdüğümde yorganıma sarılmayı unuttum ben.Hava sıcak gelmiyor artık.Çünkü bir nisan yağmuru oldun içimde.Her daim ıslatan,hep nemli bırakan nisan yağmuru.