|
Her saniye ayrılık, geride kalan her dakika mazi..
Yaşanmış tüm mekanlardan ve zamanlardan ayrıldık, yaşadık ve bitti.
Oysa hepsi şimdi hatıra.
Öyleyse neyin hasretiyle yanmalı, kalbini neye bağlamalı?
Geleceğin geleceği meçhul, geçmişse hüzün verici ve buruk.
Bir tek şimdimiz var, oda saniye saniye mazi olmakta ve her an gönlümüz ayrılığı tatmakta..
Birde şu aklıma giren kramplarda olmasa, düşünmeye devam edeceğim neyi düşünmem gerektiğini ve zamanın kopuk halinden ne anlayabileceğimi..
Zaman, mekan ve dünya, onca insan.. Milyarlarca insanın dünyanın milyonlarca farklı mekanında aynı anda milyarlarca farklı şeyler düşünmeleri..
Onca kalabalıkların, ahalinin, milletin, farklı şeyler peşinden koşuşturmaları, farklı şeylere üzülüp farklı şeylere gülmesi..
Her mekanın farklı bir tadı; belki bir deniz kıyısı yada savaşın, vahşetin ortası belki de dünyayı tümden gören bir pencereden bir akşam sefası..
Müziğin ritmine kaptırıp, gidişatın bir parçası olan kalabalıklara bakıp, kendimi sıyırıp o kalabalıkların içinden çekip alıp, yükseklerde birkaç yarenle seyre dalınca, kalabalıkların gökyüzüne doğru uçup gelen düşüncelerini düşünmek..
Düşünceyi düşünerek, kaptırıp kendini gizemine, anlam dolu olduğu halde, anlamadan anlamayı da düşünmek..
Zamanın akıl almaz akıntısına kapılıp, yaşamakta olduğunu dahi unutup, sürüklenip kayarken hayatta, biran durup da kendine bakmak ve farkında olmadan kaçırdıklarımızın farkına varmak. Gerçek zannettiklerimizin, yaşayıp gittiklerimizin hakikat değil de suret olduğunu, kandırılmışlığın yoruculuğuyla, kaybettiklerimizin üzüntüsü ve çalınmış zamanın ürkütücülüğü ile anlamak yada anladığını düşünmek..
Şimdilerde yaşamak için şimdinin öncesinden saklanmış bir parça zaman dilimi, birkaç anı, yada kopuk bir görüntü bile yok cebimde. Kendi hayatımın gerisine gidemeyişim, birkaç saniye öncesine bile dönemeyişim ve eski fotoğrafların davetkar bakışları..
Torunlarıma, onlarca defa anlatıla anlatıla değişmiş anılarımı hikaye ederken, zamanın kandıran döngüsünü, büyüleyen çabukluğunu anlatabilecek miyim?
Mazide kalmış anlatılmayı bekleyen, yeniden dile getirilmesi buruk bir zevk veren anılar daha çok hoşlarına gider belki. Hem zamanın biranda geçeceği, birkaç an sonrasında hikayeler anlatanların kendileri olacaklarına inanırlar mı ki?
Her şeyin sonunun bir adım ötede oluşu mıh gibi saplanmışken aklıma, cümlemi bitirebileceğimi garanti edemezken, nihayeti düşünmek, bitişi düşünmek, varışı düşünmek..
Zaman, duygusuz, kıvrak ve hızlı, mekan anlamsız bir boşluk, düşünce yetersiz bilgi çukurunda debelenen, karanlık dehlizlerde el yordamı ile gezen, tatmin olmak uğruna uykularımı delen bir çığlık, gecelerde kopan bir fırtına.
Zamanın ve mekanın sanallığına inandıramadığım ve birçok şeyi de anlamayan, yorgun anlarımın istiflenmiş hali işte; aklımdan emir alan, kalbimle çatışan, uslanmaz bir çocuktur düşünce..
Yolculuğun bitişidir ürküten düşünce ve bu yolculuğun, bu varışın, bu nihayetin sorgusudur tatlı anları, gülüşleri sukuta uğratan ve bitiş değildir aslında, yeniden başlayışın heyecanıdır zevklerden alıkoyan.
Bir an varken hayatta, yaşanmış tüm anları silip yutacak, geçmiş bitmiş ve geçmişin hesabı olacak; işte o andır düşüncenin bittiği an, kaderinde yazılı, sabırsızlıkla gün sayan...
|