"40. kural;
Aşk'sız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.Acaba ilahi Aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
"başlı başına bir dünyadır Aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde.."
Yani aslında soruyu cevaplamış Elif Abla'mız Şems'in dilinden ama daha da detaylandıracak olursak eğer konuyu;
Yaa Aşk'sa eğer bahsettiğimiz, zaten öyle sınır ve kural koyulabilecek bişey olmadığından nerde ne zaman ve nasılı olmadığından "hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı olmadığından" yani, reel yada sanal diye bir ayrıma gidilemez,
Aşka sınır ve kural koymaya kalkanların, yani "hasretinde" olanların, onu yaşayamamışların uydurduğu hikayelerdir, "öyle aşk mı olurmuş" türünden yakıştırmalar, yadırgamalar...
Yani Özer kardeşim, evet Fuzuli
"Aşk aşktır! diyerek gerçek ya da sanal tüm sevdalıların önüne sererdi dizelerini..."