Ordu Cinevizyon Sinemaları
0452 225 49 44

Ordu Sosyete, Ordu Eğence, Ordu Haber

Gardenya Ozan Doğulu Resimleri

Forum Güncel Başlıklar
Günün Klibi
Günün Sözü, OrdusosyeteGünün Sözü
Günün Hikayesi Günün Hikayesi
Günün Duası
Günlük Fal
Fotoğraf Galerisi
ücretsiz seri ilan ekle
Üye Paneli
Reklam
Forum Mesajlar

devamı..
Site istatistikleri

  >> Gülüşün Sende Kalsın - İmza Günü   >> JaZZ Pub - Ordu   >> JaZZ Pub - Ordu   >> Ordu'dan 'Geleceğin taraftarı' projesi   >> Ezginin Günlüğü Konseri- 12 Mayıs   >> Ordu'da Maç Nerede İzlenir ? Gardenya   >> Ordu Gecelerinde Mart Ayı   >> Ordu Engelli Ulaşım Aracı istiyor   >> Ordu'da Gezilecek Görülecek yerler   >> Kadınlar Matinesi - Kumsal Rest.
Facecbook'ta Paylaş

Ordu - Forum
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.    Kayıp Parola?
Aşk-ı Memnû Hakkında - Bir Köşe yazısı - (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
Edebiyat'tan ne anlıyorsanız Burada paylaşabilirsin.
EN ALT Cevapla Beğenilen: 0
BAŞLIK: Aşk-ı Memnû Hakkında - Bir Köşe yazısı -
#129322
başaran [ aDMiN ] (Admin)
Admin
Gönderiler: 639
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Aşk-ı Memnû Hakkında - Bir Köşe yazısı - 2 Yıl, 1 Ay önce Karma: 8  
Bugun Gazeteleri Okurken Bir köşe yazısı Gözüme Çarptı. Yazı "SELİM İLERİ"nin Yazısıydı.
Gündemimizde olan Bu konuyu değinmeden gecemedim. Yazı Aşağıdadir.
________________________________________________________

Aşk-ı Memnû her yeni okuyuşta farklı bir görüngesini bize aça­cak derin romanlardandır. Halit Refiğ, ilk ve 'unutulmaz' Aşk-ı Memnû dizisinin senaryosunu yazarken, "o eşsiz ruh çözümlemeleri"ni nasıl görselleştireceğinin endişesine kapılmış.
-Aşk-ı Memnû dizisi yüzünden yine azar işittim!

Geçen cumartesi sabahı Akmerkez Macro'daydım. Şu yeşil zeytini mi alayım, bu yeşil zeytini mi derken, bir hanım gülümseyerek, "Siz Selim İleri misiniz?" diye sordu. Ben "evet" der demez gülümsemesi siliniverdi. "Aşk-ı Memnû dizisini biz çok se­viyoruz! Beğenimizi küçük görüp bizimle niye alay ediyorsunuz! Ayıp değil mi?!" Şaşkınlık değil, 'dehşet' içinde kaldığımı bilmem söy­lemeli miyim. Fakat derdimi anlatamıyordum: "Hanımefendi ben o di­ziyi ya bir ya iki kez ya seyrettim ya seyretmedim..." "Hayır! Hayır! Aleyhinde yazıp duruyormuşsunuz!" Sonra hatırladım, Aşk-ı Memnû romanıyla ilgili o iki yazı, dizinin etkisiyle okunma mese­lesi falan...

Ama o yazılarda, hiç de sansürcü bir ifade kullanmamıştım. Üstelik Firdevs Hanım'ı canlandıran Nebahat Çehre hem çok sevdiğim bir arkadaşım, hem de ustalığına güvendiğim bir oyuncu. Kaldı ki, televizyon dizilerinin ticarî amaçlı olmasını anlayışla karşılayanlardanım. Böyle bir şeyler söylemeye çalıştım; dinlete­medim.

"Hayır! Hayır! Bunlar entelektüel ukalâlıklar! Sansürcü zih­niyet!..."

Yakın tarihimiz sansürcü zihniyetten yakınmalarla dolup taşar. Yakınmaları dikkatle okumuşumdur. Meselâ, muhafazakâr bir edebi­yatçı olduğu söylenegelmiş Abdülhak Şinasi Hisar, Sultan Hamid dö­nemindeki denetimlerin, o, uğursuz sansürün sanatımıza, kültürümü­ze ne kötülükler ettiğini sık sık yinelemiştir.

Hisar, gelecekteki denetimden de epey ürkmüş olmalı. Çünkü, âdeta önseziyle "Sansörlük garabetleri" fıkrasını kaleme almış. O­rada, geçmişin çabuk 'unutulmasına' yazıklanır. "Halbuki" diye devam eder, "ondan alınmış derslerden istifade etsek tekrar tekrar ders almaya muhtaç olmazdık." Boğaziçi Mehtapları yazarının tespi­ti kulaklarımda yankıyıp durur.

Aşk-ı Memnû'un yazarı da Kırk Yıl'da sansürden hayli yakınır. Sansür bazan kara mizaha yol alır: Gündelik haberlerin bile denet­lendiği o dönemlerde, olup bitenler, 'sıkı' denetim altında, İstan­bul'a dışarıdan gelen gazeteler, hatta Beyoğlu'nda yabancı dilde basılan gazetelerin hepsi, İtalya Kralı I. Umberto'nun "katlolunduğunu" yazarken, Türkçe basılan gazeteler kralın "eceliyle" öldüğü­nü ileri sürmüş!

Kırk Yıl, II. Abdüllhamid'in kuruntusundan git git soluksuz ka­lışı, düşüncenin, edebiyatın, yaratımın git git cılızlaşmasını kaygıyla anar. Yıllar boyu amansız bir denetimin etkisi altında yaşayanlar, daralıp kalmışlar, sanat eseri, bir kalemin ansızın silip attığı satırlar ve sözcüklerle delik deşik edilmiş.

Tahtından indirilen Abdülhamid, Selanik'te sürgündeyken, anıla­rını yazdırtmak ister, gelgelelim bu kez de İttihat ve Terakki'nin ileri gelenleri eski padişaha izin vermemişler. Ürkünç tutum böy­lece geleneğe dönüşür, iktidar olmanın sağladığı kendinden menkul bir sansür mekanizması, düşünceyi, anıyı, sanat eserini, duyuşla­rın, görüşlerin dile getirilmesini dar kalıplara oturttukça oturta­cak... Bunları özümsemişken, niçin denetim taraftarı olayım?

Öte yandan, 'bendeki' Aşk-ı Memnû dizideki Aşk-ı Memnû'dan hiç değilse bir nebze, bir ölçek farklı kalabilmeli...

Cihangir. 1960'larda bir yıl. Oturma odamızdaki üç kapaklı dolabın bize göre sol kapağını açıyorum. Burada ablamın ders kitapla­rı var. Bu ders kitaplarından Türk diline ve edebiyatına sayfalar açmış olanı alıp bir köşeye çekileceğim.

Kitabı Nihad Sami Banarlı hazırlamış ve lise sonda okutulan eserinde Halid Ziya Uşaklıgil'e uzun bir bölüm ayırmış. Bölümde Aşk-ı Memnû da yer alıyor. Aşk sözcüğünün anlamını elbette biliyorum, ne var ki "memnû"dan pek bir şey anlamıyorum.

Yine de o sayfaları coşkuyla okurdum, hem de defalarca.

Aşk-ı Memnû Banarlı için, Halid Ziya'nın şaheseriydi. "Artis­tik nesir sanatkârı" Halid Ziya, Aşk-ı Memnû'da belki geniş bir zümreyi kaleme getirmiyordu; tam tersine, toplumun küçük bir kesimi­ni, "salon hayatı"nın kişilerini tahlil ediyor, bizde alafranga ya­şamanın panoramasını çiziyordu.

"Salon hayatı" o yıllara özgü bir deyiş. Romanın dar çevresi­ni bugün daha başka açılardan yorumlayabiliriz. Ben, Aşk-ı Memnû'da, içinde bulundukları toplumsal, kültürel, siyasal koşullar sebebiyle hep içe kapanan, gitgide kendi özbenlerine bile gizlerini söyleyemeyen bir avuç mutsuz insanın hayatını hissederim, öylesine ya­ralayıcı bir içe kapanıştır ki, Aşk-ı Memnû'u, o çağın baskısını iliğinde kemiğinde hissetmiş bir romancının eseri diye de okuyabi­liriz,

Halid Ziya Uşaklıgil, Mâî ve Siyah'ta olsun, Aşk-ı Memnû'da, Kırık Hayatlar'da ya da uzun öyküsü "Bir Yazın Tarihi"nde olsun, siyasetin söylemiyle içli dışlı, toplumsal düzene eleştiriler yö­nelten bir yazardır: Bireyin özgürlüğü meselesine neşter vuran ilk romancımız.

Banarlı'nın kitabına dönüyorum: Aşk-ı Memnû'dan seçilmiş say­falar arasında, doğup büyüdüğü yerlerin kızgın güneşini özleyen, zavallı, tutsak, Habeşî Beşir'in veremden ölüşü de yer alıyordu. Aşk-ı Memnû'u bir bakıma Beşir'e borçluyum. Nice zamanlar Aşk-ı Memnû'yla birlikte yaşadım. Enis Batur bu yaşayışı niçin yazmadığımı sormuştu. Enis o zamanlar, kendi olanak­larıyla çok değerli bir edebiyat dergisi çıkarıyordu; işte Yazı için "Aşk-ı Memnû ya da Uzun Bir Kışın Siyah Günleri"ni yazmaya ko­yuldum.

Yaklaşık yirmi yıllık Aşk-ı Memnû okumalarım sonradan bir ki­taba dönüştü. Romanda satır satır, hatta cümle cümle yol almama karşın, Halid Ziya'nın eseri bende hiçbir zaman noktalanmadı. Tam tersine, kitaptan sonra, Bihter'le Mâî ve Siyah'ın Ahmed Cemil'i arasında 'ruh ikizliği' bulunup bulunmadığına aklım takıldı; hep kıyaslamak istedim...

Aşk-ı Memnû her yeni okuyuşta farklı bir görüngesini bize aça­cak derin romanlardandır. Eserin tutkunlarından Halit Refiğ, ilk ve 'unutulmaz' Aşk-ı Memnû dizisinin senaryosunu yazarken, "o eşsiz ruh çözümlemeleri"ni nasıl görselleştireceğinin endişesine kapılmış. "Keşke" derdi Halit Bey, "sinema sanatının diyalogtan başka kelime­leri de olsa..."

Roman mimarisi açısından okuyun, şehir mimarisi açısından -çünkü on dokuzuncu yüzyılın sonlarındaki Boğaziçi'ni, Beyoğlu'nu, Büyükada'yı bir arada 'görebilirsiniz'- okuyun, bireyin gönül tari­hi açısından okuyun, işte hangi görüngeden isterseniz öyle okuyun, Aşk-ı Memnû büyülemeye devam eder.

Halid Ziya eşyadan giyim kuşama inanılmaz ayrıntılar sunar. Me­sela, Firdevs Hanım'ın düğüne giderken giydiği elbise, merdiven başında o duruş, Aşk-ı Memnû'u her hatırlayışımda gözümün önüne ge­lir. Adnan Bey Yalısı'nın odalarında âdeta gezinip dururum. Vapur sanki Büyükada'ya yanaşmakta, bir zaman kaymasıyla, ben de sanki yüz on yıl öncesinin o vapurundayım...

Kaç edebî eser, yüz on yılın çökertişlerine bunca meydan okuyabilir?!

Romancı, Suut Kemal Yetkin'e 1943'te yazdığı mektupta diyor ki:

"Firdevs Hanım, Nihal, Bihter, hele bedbaht Beşir, şimdi uzak­tan bunları düşünürken hepsini ayrı ayrı görüyor zannındayım. Hele Nihal gözlerimin önünde sapsarı, süzgün simâsıyla hep Ada çamlık­larında babasının yanında dolaşıyor gibidir. Beşir'in öksürükleri­ni işitiyorum..."

Büyük bir kıskançlıkla ben de görüyor ve işitiyorum. Fakat si­zin televizyonda ne görüp ne işittiğinizi ise bilmiyorum.
 
Yetkiliye Raporla   Kayıt Tutuldu Kayıt Tutuldu  
 
Son Düzenleme: 03/04/2010 12:05 tarafından başaran [ aDMiN ].
 
Hersey Daha güzel bir ordu için.
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
EN ÜST Cevapla

Facecbook'ta Paylaş